Mü’min Suresi 55, 57, 49-52, 65, 60-61 Ayetlerinin Tefsiri

Posted on Ekim 2, 2013

0


 399977_520722094624676_1259335459_n

“Şu halde sen sabret” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Mü’min Suresi 55. “Gerçekten Allah’ın vaadi haktır.” Allah’ın vaadine hep güvenmek lazım Allah diyorsa “İttihad-ı İslam’ı yapacağım” tamam haktır, bekliyoruz. Mehdi’si konusunda, hak. “Günahın için mağfiret dile” af dile. Onda bereket var, güzellik var. Allah bütün Müslümanların, hepimizin günahlarını affetsin. “Akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et.” Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah her zaman Allah’a hamd ediyoruz. Ne güzel sağlık sıhhat veriyor, güzellik iyilik veriyor, bereket veriyor. Aslında karmaşık bir şey yok. Allah “bana hamd edin, dost olun, güzelce yaşayın” diyor. Ama işte kader bu illaki savaşlar da olacak. Çünkü savaş olmazsa barışın lezzetini alamıyor insanlar.

Allah diyor ki Mü’min Suresi 57’de: “Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Mü’min Suresi / 57) “İnsan yaratması çok kolay” diyor Cenab-ı Allah. İnsanlar diyor ya “nasıl oldu?” Cenab-ı Allah “son derece kolay benim için” diyor. Mesela aynaya bakıyorlar böyle, aynalar olur ya katmanlı; bir anda yüzlerce insan oluşuyor orada. Allah istese onlara hemen ruh verip canlı hale getirebilir, aynı insandan.

“(Bekçiler:) ‘Size kendi Resulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?’ dediler.” Şimdi mesela Hz. Mehdi (a.s.)’ı soracak onlara. “Size anlatmadı mı Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini? Anlattı, duydunuz. Her yerde okudunuz, incelediniz. Allah’ın varlığının delillerini de gördünüz. Peki neydi kanaatiniz?” “Kanaatimiz gelmişti” diyecekler. “Peki niçin kabul etmediniz?” “İşte gururdan, enaniyetten.” “Ne kadar sürdü bu gururunuz?” “Yıllarca sürdü.” Bu bir suç. “Onlar: “Evet” dediler. (Bekçiler:) ‘Şu halde siz dua edin’ dediler” diyor. Onlar diyorlar ki bekçilere: “Bizim için dua edin” diyorlar. “Oysa kafirlerin duası, çıkmazda olmaktan başkası değildir. (Mü’min Suresi / 50)

Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler ki: “Rabbinize dua edin;” bak Rabbinize. Rabbimize demiyor “Rabbinize dua edin.” “..azabtan bir günü (olsun) bize hafifletsin.” (Mü’min Suresi / 49) Bir gün olsun dinlenelim. Azap olmadığı bir gün olsun. Mesela haftada bir gün dinlenelim diyorlar. Azap olmadığı bir gün.

“(Bekçiler:) ‘Size kendi Resulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?’ dediler.” Bekçiler. “Nasıldı?” diyorlar. “Evet” diyorlar. “Onlar: ‘Evet’ dediler. “(Bekçiler:) ‘Şu halde siz dua edin’ dediler.” Normalde odur zaten kendisinin dua etmesi lazım. “Oysa kafirlerin duası, çıkmazda olmaktan başkası değildir.” (Mü’min Suresi / 50) Bak kafirliğe orada da devam ediyor. Artık aklın ihtiyarı kalkmış, cennet cehennem; daha hala kafir. Orada bir şey yapıldığını zannediyor ve geçici orada olduğu kanaatinde. Mesela bir milyon sene geçiyor kafa yine basmıyor, yine çıkacağını zannediyor. Allah’a dua etmiyor bak, “Allah’ına dua et” diyor. “Rabbine dua et” diyor. Azgınlığa bak, özel yaratılmış varlıklar.

“Şüphesiz biz elçilerimize ve iman edenlere, dünya hayatında ve şahidlerin (şahidlik için) duracakları gün elbette yardım edeceğiz.” (Mü’min Suresi / 51) Yani dünyada da ahirette de yardım edeceğiz diyor. Mesela ahirette müminler düşünüyor, işte “biz ne yaparız acaba” diye. Allah diyor ki bak: “Yanında şahit..” Onun yardımcısı var. Sürücüsü var özel, önlerinde nur var, sağında nur var ve onlara hep güvenlik ve selam ifadesi veriliyor. Ama buna rağmen içlerinde yine bir şeylik oluyor acaba ne olacak diye. “Kuvvetle umut ederler” diyor ama emin değil bak, “kuvvetle umut ederler” diyor. Cennete girince içi ferahlıyor. İnsan fıtratı orada da o şeyini devam ettiriyor. Cennete girince tam kanaati geliyor ferahlıyor. Ama önden önce umut ediyor. Halbuki alametler var. Cennet alametleri oluşmuş belli, yani sağında nur var, önünde nur var, bekçisi mesela, cennetle müjdeleniyor. Ama buna rağmen kuvvetle umut ediyor zannı galiple, inşaAllah. Ama çok iyi tabii yinede. Allah esirgesin mesela aksi de olabilirdi. Allah öyle bir şey yaratıyor.

“Zalimlere kendi mazeretlerinin hiç bir yarar sağlamayacağı gün; lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü de.” (Mü’min Suresi / 52) Bak zalim. Zalim oluyor, adam diyor ki “ne var dinsiz olmasında” diyor. Dinsiz olmayla kalmıyor ayrıca zalim oluyor. “..kendi mazeretlerinin hiç bir yarar sağlamayacağı gün;” kafalama yapıyorlar ya insanlara bu dünyada, orada da öyle yapacağını zannediyor. “Hiçbir yarar sağlamaz” diyor Allah. Bahane çok biliyorsunuz insanlarda. “..lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü de.” Ama Allah bir yurt olarak söylüyor. Orada cehennem evleri de var, cehennem mahalleleri de var ama “en kötüsüdür” diyor Allah.

“O, Hayy (diri) olandır. O’ndan başka İlah yoktur; öyleyse dini yalnızca Kendisi’ne halis kılanlar olarak O’na dua edin.” Yani aracıya gerek yok. Şeyh aracılığıyla, başka bir şey aracılığıyla değil, doğrudan Allah’a dua edin diyor Allah ayette. “Alemlerin Rabbine hamd olsun.”Elhamdülillah sürekli Allah hamd istiyor.

“Hamd etsem ne olur?” diyor. Haberin olmadan bereket gelir. Mesela üstüne gelecek bela gider. Mal gelir, para gelir, imkan gelir, kafana açıklık gelir, kalbine ferahlık gelir, üzerinde bunalım olmaz. Ailene bela gelmez, sevdiklerine bela gelmez. Bir tek mümini korumuyor Allah, sevdiklerini de koruyor. Sevdiklerini de beladan koruyor. “Hamd neye yarar?” diyor. Ucu bucağı yok. En başta Allah’ın rızası. Allah hem o şahsı koruyor, hem sevdiklerini koruyor, hem de onun sevdiği şeyler ne varsa onları da koruyor, maşaAllah.

“Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim.”  Mutlaka icabet ediyor Allah, dua edildiğinde. Dua çok hayati bir şey ama insanlar onu tam kavrayamıyorlar, duayı. Yani “Ne oldu? Söyledim boşa gitti” gibi düşünüyor. Halbuki her dua, Allah katında ibadet olarak zaten kabul ediliyor. Namaz gibidir dua. Nasıl adam abdest alıp namaz kılıyorsa, bir namaz dua da o da bir ibadet. O ibadet kabul ediliyor Allah tarafından. Ama dua sonucunda mesela adam diyor ki, “Ya Rabbi bana hidayet ver” diyor. Allah ona hidayet veriyor. “Ya Rabbi imanımı derinleştir” diyor mesela bunlar en hayati konular imanını derinleştiriyor. Çünkü iman, mesela “bana ev” diyor. İmanını güçlendirmedikten sonra ev verse ne olur? Evin içerisinde mezara girmiş gibi bunalırsın, mahvolur sıkıntı çekersin. “Ya Rabbi” mesela “beni evlendir” diyor. Evlenirsin kadın başına bela olur. Tam anlamıyla bela olur, tiksinirsin, o seni sevmez, sen onu sevmezsin. Ama dua edersen Allah eşine de bir nur verir, sana da bir nur verir, ferahlık olur. Mesela dua ediyor, “Ya Rabbi bana bol yiyecek ver” diyor midesi hastalanıyor, yiyecek dokunuyor ona, alerji yapıyor, yiyemiyor hiçbir yiyeceği yiyemiyor, birçok şeyi yiyemiyor. Duada yiyecek ona gıda olarak fayda sağlıyor o zaman, bereket geliyor. Öbür türlü bereketsiz oluyor. Mesela dua ediyor, kendi ülkesi kurtuluyor. Samimi bir kişinin duasıyla koskoca ülke kurtuluyor. Samimi halis bir Müslüman, bir tane Müslüman kendi memleketi için dua ettiğinde koskoca memleket kurtuluyor. Adamların haberi bile olmuyor. Onun vesilesiyle kurtuluyorlar. Onlar öyle rastlantı sonucu kurtulduğunu zannediyor. Halbuki onun vesilesiyle kurtuluyorlar. Mesela büyük bir felaket gelecek oluyor, onun vesilesiyle kalkıyor. Duayı bazı Hristiyanlar çok iyi anlamışlar. Evanjelikler çok önem veriyorlar duaya ve dolayısıyla onun da kendilerince tabii faydasını görüyorlar Allah katında. Ama en büyük hataları yine tabii şirke yatkın sözleri veya şirk olan sözleri. Ama bir kısmı tabii Allah’ın bir olduğuna inanıyor. O önemli yani kalben inanıyor. Diliyle söylemese bile, kalben inanıyor. Ama dillen söylememekte çok büyük bir vicdansızlık.

“Allah, kendisinde sükun bulmanız için geceyi,” Gece yatmak hakikaten daha sukündür, ferahlıktır. Gündüz daha zor uyunur, gece beşik gibidir böyle. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Geceyi, aydınlık olarak da gündüzü sizin için var etti.” Özel olarak yaratılıyor. Perdeyi kapatır gibi bir kapatıyor, ortalık karanlık oluyor. Işık yakar gibi Allah bir ışık yakıyor, ortalık aydınlık oluyor. Güneşi de insan çok makul görüyor, “orada yanıyor” diyor bir şey. Kardeşim şimdi bir yerde akkor haline gelse mesela burada fırınlar oluyor, çelik eritme fırını, demir eritme fırınları oluyor, akkor üç bin derece, dört bin dereceye kadar sıcaklık çıkıyor. İşçi çalışıyor yanında demiri karıştırıyor adam burnunun dibinde. Yani oradan ısı gelmez. Milyonlarca kilometre öteden ısının ışığı gelmesi bir de havada yok. Hava yoksa nasıl gelir? Hava olsa havayı ısıtıyor da geliyor diyeceksin. Boşluk, havada yok. Geliyor. 8 dakikada yol alıyor ışık. Adam araba gibi geliyor, yol alıyor. Her şey harika.

Karpuz vardı, akşam suyuna şaşırdım, tadına şaşırdım. Nereden biliyorsun? Büyüyor karpuz, zınk duruyor. Büyüt de büyüt mesela masa kadar olur. Olmuyor. Belirli bir şeyde duruyor, belirli bir noktada duruyor. Önce köfte gibi küçük acayip sevimli, o güzel kokuyu nasıl buluyorsun? Allah’ın vesilesi, Allah vesile ediyor. O su leş gibi çamurlu su, gübre falan da koyuyorlar artık yani düşün, çamurlu su. Kıl gibi incecik ona kirli suyun girmemesi mümkün değil. En ala süzgeçler oluyor, su leş gibi oluyor. Suyu süzmüyor yani. Tülbentten süzüyorlar, kağıttan süzüyorlar leş gibi akıyor su geçmiyor. Kıl gibi incecik mis gibi çıkarttığı su mis gibi. Hayır bakteri de geçirmiyor, bakteri kaynıyor fokur fokur bakteri kaynıyor. Tek bir tane bakteri geçemiyor. Süzgeçle mümkün değil. Bakteri hepsi geçer yani. Bakteri de geçmiyor. Şekerini tam ayarlıyor, sanki baş aşçı. Şekerini tam ayarlıyor, kokuyu tam ayarlıyor. Kıvamı, muhteşem bir kıvamı var. Sahurda da, oruçta da insan için çok büyük bir nimet, kavun da öyle. Nefis uzaktan öyle kavunla, karpuz çok zıt.

Şeftali de öyle.

Cennette “aa” diyorlar “biz bunu tanıyorduk.” Cennette karpuz, kavun hepsi var. Bayağı benziyor. Dünyanın çok daha moderni, çok daha kalitelisi ama bayağı benzer dünyaya cennet. Çok çokta değişik olsa, Allah onu istemiyor. Çünkü alıştığı şeyler insanın hoşuna gidiyor. Yeni orijinal şeyler de var cennette. Ama dünyaya benziyor mesela ev, eve alışmış ya. Konak, köşk tarzında. Ama bak şu camdan yapma saraylar ahir zamanda ilk defa yapılıyor, yeni yapılıyor. Cam evler geçmişte olan bir şey değil. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) in hadisinde “Cennet köşkleri, havada durur. Fakat camdandır, kristaldendir” diyor. “Havada durur, insan çıkmak istediğinde hemen niyet ettiğinde bir anda çıkar” diyor köşke. Her insanın kafasında bu vardır. Mesela içgüdü olarak bize verilmiş. Camdan olması, mesela camdan bayılıyor insanlar. Sonunda ona benzer yapmaya başladılar. Ama binanın havada olması, müthiş bir şey ve hiç bir şey de olmuyor. Koskoca ev kuş gibi duruyor havada, cennetin özelliği. Bize bu çok mantıklı gelecek cennette. Şimdi bize şaşırtıcı geliyor ama cennete Allah nasip eder de girersek, gayet makul. Cennet yiyecekleri makul, mesela elmaya “gel” diyorsun geliyor. Adam son derece normal sanki normal bir hayat yaşıyormuş gibi. Dal eğriliyor, elini uzattığın dal eğiliyor kendinden geliyor. Kopardığında meyveyi aynı anda duruyor meyve. Yani hiç almamışsın gibi kopardığında. Yiyor adam, yine oluyor. Yiyor yine oluyor. İnsanların Allah hoşuna gitsin diye buna benzer milyonlarca detay meydana getiriyor, cennette hoşlarına gitsin diye. Ve kendisi de tecelli ediyor Cenab-ı Allah’ın, Selam veriyor. Cuma günleri hadiste var. Cuma günleri insan suretinde güzel bir çocuk, genç delikanlı suretinde “Selam” diyor Allah, maşaAllah. Tecellisi olarak, zatı değil tecellisi olarak, inşaAllah. Çünkü orada her şey Allah’ın tecellisi ama orada “Ben Allah’ım” diye tecelli edince Allah’ın tecellisi olarak tabii bu çok heyecan verici. “En lezzet veren güzellik odur” diyor, cennette. Çok sevildiği için Allah insanlar muazzam heyecan duyuyorlar. Her gelişinde Allah’ın, her tecelli edişinde, Selam diye geliyor zaten Cenab-ı Allah da tecellisi, inşaAllah.

Reklamlar
Etiketlendi:
Posted in: Mü’min Suresi